DÜşümden Geçerken

14/5/2008, 02:38

Rengarenk balonlarıyla gözlerimde koşturuyordu bir çocuk..

Kayıp bir benin ıssız  sokaklarında güneşe uzatmıştı ellerini..

Öptü onu güneş, alnında ki dudağının izleriydi..

Altın sarısı saçlarının telinde dinleniyordu umutlar..

Bir masalın içinden geçiyor, düşleri dikiyordu sökülen yerlerinden..

Menekşe yapraklarıyla yamalıyordu parçalananları..

Noktası oluyordu tamamlanmayan cümlelerin

Ve soru işaretlerine gizleniyordu çoğu zaman..

Bir şarkının en son notasını sahiplenip tutunuyordu onu söyleyen dudaklara

Dans eden iki çifttin birleşen  ellerine aşkın haritasını çiziyor

Ruhlarına bir düğüm atıp kaçıyordu sessizce.

Bastığı yerlere tebessümün sıcak izlerini bırakıyordu..

Fark edip izleri takip edince kız, kalbini bir gamzede saklı  buluyordu..

ve  o da bırakıyordu kendini ait olduğu yere..

Adım başı her köşe başında dağılan harfleri duruyordu aşkın..

Çamur bulaşmıştı birine

Diğeri gül yaprağına saklanmış ürkek,

Bir damlayla yağmuru bekliyordu öteki..

Çamur bulaşsa da güle  hiç başka kokar mıydı?

Kokusuyla sarhoştu yağmur; öptü alnından gülü

Arınmıştı artık üzerine bulaşan tüm pisliklerden

Yağmurdan sonra üç harf gökkuşağının altında yan yana

Yürüyordu

ve

kazınıyordu tüm masum ruhlara..

 

 

YoK aRtıK ! :)

12/5/2008, 21:09

Konya nın Cihanbeyli ilçesinde yaşananlar akılara durgunluk verecek cinsten.

Konya ticaret odası yönetim kurulu üyesi Mustafa Kabakçı , yazar Alev  Alatlı nın "türkiye de akıl iptal edilmiştir " sözüne takılır.Bu görüşü ispatlamatk için bir deneme yapar.

  Üniversite eğitimi almış , entellektüel insanlardan oluşan 20 kişi seçilir. Ve memur tarzında konuşan biri bu 20 kişiye telefon açar. Bakın ondan sonra neler olur..

   "Burası telekom ana bakım merkezi. "Biraz sonra hattınızdaki telefonlara  yağ basılıcak. Etrafın batmamsı için önlem alın!"   der ve ekler..

Abonemiz olarak sizi uyarıyoruz...

   Eğitim seviyesi yüksek ve bilgli olan  bu seçilmiş 20 kişiden 19 u ya telefonu

POŞETE koymuş ya altına  TABAK  koymuş 

  Bazıları da  halısını toplamış.. Bir kişi fakstan  daha çok yağ gelir diye yakınındaki pastaneden boş bir baklava tepsisi alarak atmış faksın altına.. Kabakçı bir kardeşim var. telefonu mermer tabanda "orası batmaz ama alarm duvarda gelen yağ duvarı berbat eder!" diyerek epey  süre hayıflanmış! diye anlatıyor gülerek..

 

bi dergide okumuştum karıştırırken denk geldim paylaşayım dedim..bunun doğru olduğuna inanmak istemiyorum yahu

traji komik vallahi

Yine Hastayım desem..

10/5/2008, 23:49

Yeni türkü konserine gidecektim ben dimi.. O sevdiğim şarkılarını dinleyecek eşlik edecek, okulun sınavların stresini atacaktım…

Ama maalesef gidemedim. Neden ? Bir sebep gerek şimdi dimi..  bir saat içinde yatağa düşecek  derecede hasta olan birini gördünüz mü hiç. Görmediyseniz işte buyurun karşınızda..

Perşembe günü dersim erken bitince, bizde arkadaşlarla okulun kafesinde oturalım dedik. ki iyi ki öyle  demişiz çünkü öyle bir yağmur yağdı ki akıllara zarar.. Aydın böyle yağmuru ilk defa görüyordur herhalde.. Ama itiraf etmeliyim muhteşemdi.. bir yandan da şimşekler çakıyor hatta birkaç tane yıldırım  düştü.. okuldaki trafo patladı millet tırstı  yağmura kadar hiçbir şeyim yoktu.. ne olduysa ondan sonra oldu.. birde sanırım kapı ağzında oturduk cereyanda kaldım.. sohbet ediyoruz  arkadaşlarla ama bana bişiler oluyor farkındayım..yarım saate ateşim çıktı, tamam dedim  hadi geçmişler ola kaptık şifayı.. Eve zar zor attım kendimi bir ilaç alıp direk yattım.. bu güne kadar fenaydım.. Yine iğne vericekler diye de gitmedim doktora kızmayın canım geçen sefer de doktor  ölüyoosuunnn muamelesi yapmıştı ama 3 günde geçirmiştim  ben iğnesiz.. bu seferde öyle yapıcağımı anlayan babam ikinci günümde ;

_Ee bugün kaçıncı gün?

_Nasıl yaa?

_3.günde geçiriyosun ya korkak kızım benim aman pardon  hayatım dicektim dilim sürçtü

_hıı evet bugün 2. gün

_İyi hadi bi gün kalmış desene..

_evet öyle.. görürsünüz

Bugün 3 gün ama tam iyileşemesem de en azından ilk iki günkü gibi değilim çok şükür.. pazartesiye kadar tamamen iyi olurum inşallah.. hem küçük sınavlarım var..

Yeni türküye gidemedim ama kardeşimi yolladım, ben gidemiyorum sen git hiç olmazsa diye.. çok eğlenmiş gelip anlatıyo bide utanmaz

öğren kalbim öğren/ artık sen de uzatma/ bu sitem bile fazla

yeni bir rüzgara binelim gitsin

**

Bir gece ansızın gel yine /elinde mor çiçeklerle/ tazelikle gel yine

bin bir güzel hikayeyle

**

Sevgiyle başlayan hayat / seni bir gün çağırınca /vira vira demir aldı dünya/

açılmış hayalleri rüzgarlara/ vira vira dalgalandı bu dünya/ terkedip halatları limanlarda

 

ÜÇ CAN YÜREK; Çağdaş, Elif, Serkan

8/5/2008, 00:23

Yıllar geçmişti üzerinden, koşuşturup oynadığı sokakların.. Eskimemişti ama hiçbir şey. Taptaze saklamıştı anılarını 3 numaralı çamlı sokak…kokuları sinmişti sanki her adım başına

Saklambaç oynarken kovuğuna saklandıkları delikanlı çınarları dimdik duruyordu yine orada yıllara inat. Ve görür görmez , kucaklaşmak istercesine  savurmuştu  dallarını, bir zamanların minik Çağdaş’ına.. Az mı anısı olmuştu onunla , bir seferinde çok sevdiği şirin mi şirin Elif’i o kovukta saklanarak korkutmamış mıydı  da küsmüştü Elifcik.. Sonra barışmak için az mı  koşmuştu peşinden ah ah … Arkadaşlarıyla birlikte attığı çığlıklar hâla kulağındaydı.. peki ya Elifinin o şen  kahkâhaları ? Şu yaşına gelmiş ama bir an olsun çıkarmamıştı aklından .. En  zor zamanlarının kendine getiren en güzel hatırası olmuştu hep onun için.. Devam etti yürümeye çocukluğunun sokaklarında nakış nakış..

Her bir karesinde bin hatıra filizleniyordu… İşte hiçbirinin bir türlü vazgeçemedikleri hep hayalleriyle süsleyip donattıkları o pembe köşk.. Hâla aynı görkemiyle hitap ediyordu göze..

Tek bir farkı vardı; köpekler havlamıyordu artık.. Oysa zamanında, içini görmek için tırmandıklarında o iri kahverengi köpeklerle  göz göze gelince nasıl da korkup düşmüşlerdi yere,  Elif de  şen kahkalarına boğmuştu ortalığı yine..

Ya karşı ahşap evde oturan pamuk dedeleri nasıl kovalamıştı bir gün hepsini, top oynarken camını kırdılar diye.. Aahh Rasim amca aahh emektar bakkalları.. Az mı şeker yedirmişti onlara.. Her gün mutlaka koştura koştura  girerlerdi içeri , hepsi elinde birer şekerle çıkarlardı dışarı güle oynaya.. bir keresinde Elif şekerini elinden düşürdüğünde ağlamasına dayanamayıp kendi şekerini vermişti Çağdaş.. Ne büyük mutluluktu çocuk kalbi için sevdiğini mutlu etmek, yüzünün güldüğünü görmek .. En az onun kadar  seviyordu Elifçikte, şekeri ortadan ikiye kırıp yarısını O na vermişti elbet.. ara sıra kaçamak yapmaya çalışıp Serkanla her defasında da yakalanmışlardı Elifçiğe.. Gizli gizli  yedikleri Rasim amcanın dondurmaları bulaşınca  ağızlarının kenarlarına minik yüreğin ince , ruhu okşayan ağlamaklı ve sitem dolu sesiyle boyunlarını bükmüşlerdi “dondurma yemişsiniz bensiz, hani benim dondurmaammm?? Küstüm ben size konuşmuyorum artık sonrasında yine bir  çaba Elifle barışmak yine gülümsetmek için Onu.  ah be nazlı kız hiç de kıyamazdın bize bir gülerdin dünyanın bütün çocuklarına yeterdi tebessümün” diye iç çekti Çağdaş, yollar kayıp giderken ayaklarının altından . Biraz ileride gözleri kaldırım taşlarının arasına takılı kalmıştı;

Minik sarı çiçeklere…Her sabah toplayıp Elif’e verdiği sarı çiçekler…Sarı saçlarına ne de yakışırdılar..

Ne güzeldi her şey ne kadar masumdular ne çok çocuktular ve ne çoktular…

Çok koşturdular çok yaralandılar ama şen kahkâhalarla küçük yüreklerinde kocaman sevgilerle büyüdüler..

Büyüdükçe yolları ayrıldı.. büyüdükçe çıkmak zorunda kaldılar çoğul şahıs kalıplarından

El ele değillerdi  belki şimdi ama gönülden gönüle yollar döşemiştiler uzayıp giden

Bir zamanlar fezayı çığlıklarla kahkahalarla sevgiyle inançla umutla  inleten çocuklar ayrı ayrı yerlerde ama hep aynı  şarkıyı söyleyip durdular..

Elinde sarı çiçekleri, omzunda  Serkan’ın dost eli, kulağında Elifçiğin şen kahkası ve aklında gülen gözleri, yüreğinde giderek artan sevgisiyle, süzülen bir damla yaşıyla, tebessümüyle söylüyordu şimdi şarkılarını tıpkı eskiden olduğu gibi… Tek  beden ama Üç can yürekle..

 

Bak işte yaklaşıyor fırtına

Bak yine yükseliyor dalgalar 
Yollardan sonra yıllardan sonra 
Şarkılar söylüyor çocuklar 
Yollardan sonra yıllardan sonra 
Yeniden yanyana onlar 
 Ne geçmiş tükendi ne yarınlar 
Hayat yeniler bizleri 
Geçsede yolumuz bozkırlardan 
Denizlere çıkar sokaklar
***
+ şarkı yeni türkünün fırtına isimli  parçası..hikayeme ilham kaynağı oldu :)
+ cuma günü akşamı bahar şenlikleri sebebiyle "Yeni Türküyü" ağırlıyoruz okulda :)
+ çok severim kendilerini e gidilecek muhakkak ;) gelmek isteyenleri adü merkez 
kampüsüne bekleriz efendim:)

SU ve DüŞ Kırıntıları...

4/5/2008, 23:38

 

Kirli eller daha temiz

Temiz elli

Kirli gönüllerden

Ne dersiniz ???

                                  Özdemir Asaf

 ben mi ? bir saniye hemen geliyorum ..

yolcu etmekteyim düşlerimi

eski bir balıkçı teknesine

sular serin

sular ıssız..

nereye götürüp bırakır kimbilir..

DaLGA İLE KıYıNıN VuSLaTı

1/5/2008, 01:31

 

Gökyüzü yavaş yavaş aralamaktaydı  hayatın gösterime hazırlanan yeni bir sahnesinin perdelerini daha; neler saklıydı içinde kimbilir..Ayaklarımın dibinde duruyordu işte mis kokulu mavilik.. Nefesim kadar yakındı bana. Karşı adada pek bir heybetli duruyordu sabahın selamını veren dağlar.... Güneşin yeryüzüyle buluştuğu o enfes ana tanık olmak için bağdaş kurup kumların üstüne, izlemeye koyuldum yine..Mistik bir yanı vardı bende güneşin şavkıyla kıyıya vuran dalgaların.. Hasreti  sarmalamış heyecanla vuruyorlardı kıyıya herseferinde.. Görmedim sanma, kıyının da kollarını açtığını kocamaann..Tam kavuştular derken kayıp gidiyordu vuslat ellerinden.. Açılan kollar boşluğa tutunuyordu havada çaresiz.. Ama hiç kapanmıyorlardı. Katre katre umuttu her sabah onlara çünkü. .Bir sabah ben de görecektim kucaklaşırken onları..

Bir çocuk kadar masumdu umutvariydi ya benlikleri , bu yüzden bilmiyorlardı vazgeçmeyi..

Bir sonraki güne, ruhlarını  en görkemli   kıyafetleriyle süsleyerek geliyorlardı birbirlerine; aşk ve umut

Ben ne mi yapıyorum onları her sabah öyle  gördükçe?

Ucuna umutlarımdan kuyruk yaptığım ama bir türlü geri döndürmeyi  başaramadığım bumerangın, gökyüzünde ihtişamlı kuyruğuyla dans edip mavi büyüyü umuda boyamasını sonra da usulca dalgaların koynuna gömülmesini izliyorum.. Ve ben de bekliyorum en çocuksuluğumla.. Bir gün turuncu tebessümlerimi gizlediğim dalgalar erdiklerinde vuslata, umutlarım da dökülecek  çiçek çiçek ellerime…

 Bilinmeyen yerlerde sabahın vuslatına  eşlik eden  nice yüreğin ellerine bırakacak  kendini bumeranglar umuttan kuyruklarıyla..

 

Nice Mutlu Yaşlara..

29/4/2008, 01:21

Canım Esoşumun(kardeşim) doğum günü bugün..

İyiki Doğdun yere bakan yürek yakanım benim

Evimizin kahkaha makinesi, duru güzeli..

İYİKİ VARSIN ..

SENİ SEVİYORUM.. DOĞUM GÜNÜN KUTLU OLSUN

En mutlu ezgileri sakladım içine senin için pastanın…

O mutlu ezgiler iksirin olsun hep mutlu ol..

Şimdi doğum günü çocuğu ne ister hımmm…

Ben söliyeyim bence  hepinizden dua beklerJ  kafayı sınavla bozmuş durumda

Yaklaşıyor tabi az kaldı.. güzelde çalışıyoruz..

 inşallah bu sene onu da yerleştiririz istediği  yere ve bölüme..

hadi şimdi hep birlikteeee; iyiki doğduunn eeesooooşşş

 

HayaLLerinizin Neresindesiniz??

25/4/2008, 19:25

Ders arasındaki bir sohbetimizde yudumlarken kahvelerimizi:

“Küçükken uçak olmak isterdim ben" dedi yolun yarısını tamamlamış ama çocuksu ruhunu yaprak dökümlerine bırakmayan hocamız.

Devam etti sonra.. "hep  hayallerimde büyüyünce bir gün uçak olmak vardı.. Onları özgürce  uçarken görmek öyle heyecanlandırırdı ki beni,  ne zaman bir uçak görsem başımı kaldırıp gökyüzüne , gözden kaybolana kadar izlerdim.. Hatta gözlerimi sıkıca kapatıp ellerimi uzatırdım uzandığınca kollarım, her defasında dokunacakmışım gibi.. Bir gün yine izlerken hayalimi yaşlı bir dede gelip, seviyor musun onları diye sordu.. başımı oynatmadan, evet çoook dedim.. birkaç şeyden sonra, her zaman büyük bir keyifle cevapladığım soruyu sordu; "büyüyünce ne olacaksın peki? " Uçaakk" diye bağırdım. Gülümseyerek , "beni de alır mısın peki o zaman” dedi.. Alırım tabii dedecim dedim.. Aferin evlat yola devam , sen hedefini uçak tut, bir gün mutlaka kavuşursun hayallerine” dedi ve gitti.. Yıllar nehirlere karışmıştı sanki, akıp geçti.. Sonra büyüdüm ve  büyüdükçe  bunun sadece bir hayal olduğunu öğrendim derken, aynı heyecan yanıyordu gözlerinde..

Ve hala arada bir gülerek , ben küçükken uçak olacağımı sanır idim  ama olmadı yaa der bizide gülümsetir sağolsun

 

peki siz hangi hayale merdiven dayamıştınız minik yüreğinizle çocukken ??

Ne idi sizi en çok heyecanlandıran ? Şimdi o hayal ettiklerinizin istediklerinizin neresindesiniz ?

 

 (vizelerim başlamış bulunmaktaa :)

FARKEDEBİLMENiN HAZZI

21/4/2008, 23:35

_Bak! Ne güzel dimi..

_Hani nerde, ne?

_İşte orda,  karşıda…

_Ne var ki orda ? Ben bişi göremiyorum..

_Şu küçük sevimli erkek çocuğunu görmüyor musun ? Elinde güvercini olan..

_Görüyorum da güzel olan ne?

_Ufaklık gülümsüyor baksana yıldızlar kayıyor gözlerinde..

_Nasıl da öpüyor güvercini.. peki ya güvercinin ona bakışını fark ettin mi?

_Üfff saçmalama…!

_istesen de göremezsin artık, kaçırdın sen o şansı...

Şimdi keşke ben olsaydım o miniğin ellerinde ki güvercin.. Benim içimde çınlasaydı kahkahaları.. O minik, her nefeste sevgiyle atan yüreğin busesi  bana dokunsaydı.. Ben özgürlüğe kanat çırparken , arkamdan çığlık çığlığa zıplasaydı,

kahkahalarını, gözlerini ben taşısaydım göklere..

….

Seviyorum çocukları bu yüzdendir ki  çocuklar da beni seviyor  geçen gün kırda  tanıştığım  4 yaşındaki Mert’le  papatya topladık ve çok eğlendik. Bütün papatyalarımı verdim ona güle oynaya alıp götürdü hepsini. Biraz sonrada gelip birazını bana verdi top da oynadık .. Öyle şirin konuşuyordu ki bitirdi beni.. ya gülümsemesi; herşeye değerdi..

 

Benzemez Kimse SaNa..

17/4/2008, 02:05

Yaşlı yüreğinde, delikanlı çağlarını gizlediği  bir nağme  yıllardır söyleniyordu ağır aksak..Ne zaman dokunsa notalara ezgi, o çok sevdiği  köşesindeki sallanan sandalyesine kurulup unutuyordu kendini ve  saklı dünyasının topraklarında tertemiz kirlenmemiş adımlar atıyordu hayata..

Bir kemanın telinde bıraktığı gülümsemeye iç çekiyor,  kuru bir gülün yaprağına düşen bir katre olup bülbüle umut çığlıkları bırakıyordu.. Mecnun kadar  mecnundu yüreği.. Çöllerde arayıp yana yakıla , sonunda Leyla’ dan öte bir Leyla’ya kavuşuyordu.

Yanağındaki çukurda bir busenin mistik kokusu vardı hala sarhoş eden,  

içine çekip bıraktıkça , onunla yamalıyordu boş kalan mimlerini yüreğinin..

Penceresinin camına iki elini birden koyup gülümseyen çocuğun gözlerinde buluyordu kaybettiği ruhunu. saklı dünyasını gülümseyen gözlere yadigar bırakıp, birkaç dudak oynatımlık sözüne eşlik ediyordu en can hatırasına söylediği ezgisinin..

“Benzemez kimse sana tavrına hayran olayım

  Bakışından süzülen işvene kurban olayım..”