Yıllar geçmişti üzerinden, koşuşturup oynadığı sokakların.. Eskimemişti ama hiçbir şey. Taptaze saklamıştı anılarını 3 numaralı çamlı sokak…kokuları sinmişti sanki her adım başına
Saklambaç oynarken kovuğuna saklandıkları delikanlı çınarları dimdik duruyordu yine orada yıllara inat. Ve görür görmez , kucaklaşmak istercesine savurmuştu dallarını, bir zamanların minik Çağdaş’ına.. Az mı anısı olmuştu onunla , bir seferinde çok sevdiği şirin mi şirin Elif’i o kovukta saklanarak korkutmamış mıydı da küsmüştü Elifcik.. Sonra barışmak için az mı koşmuştu peşinden ah ah … Arkadaşlarıyla birlikte attığı çığlıklar hâla kulağındaydı.. peki ya Elifinin o şen kahkâhaları ? Şu yaşına gelmiş ama bir an olsun çıkarmamıştı aklından .. En zor zamanlarının kendine getiren en güzel hatırası olmuştu hep onun için.. Devam etti yürümeye çocukluğunun sokaklarında nakış nakış..
Her bir karesinde bin hatıra filizleniyordu… İşte hiçbirinin bir türlü vazgeçemedikleri hep hayalleriyle süsleyip donattıkları o pembe köşk.. Hâla aynı görkemiyle hitap ediyordu göze..
Tek bir farkı vardı; köpekler havlamıyordu artık.. Oysa zamanında, içini görmek için tırmandıklarında o iri kahverengi köpeklerle göz göze gelince nasıl da korkup düşmüşlerdi yere, Elif de şen kahkalarına boğmuştu ortalığı yine..
Ya karşı ahşap evde oturan pamuk dedeleri nasıl kovalamıştı bir gün hepsini, top oynarken camını kırdılar diye.. Aahh Rasim amca aahh emektar bakkalları.. Az mı şeker yedirmişti onlara.. Her gün mutlaka koştura koştura girerlerdi içeri , hepsi elinde birer şekerle çıkarlardı dışarı güle oynaya.. bir keresinde Elif şekerini elinden düşürdüğünde ağlamasına dayanamayıp kendi şekerini vermişti Çağdaş.. Ne büyük mutluluktu çocuk kalbi için sevdiğini mutlu etmek, yüzünün güldüğünü görmek .. En az onun kadar seviyordu Elifçikte, şekeri ortadan ikiye kırıp yarısını O na vermişti elbet.. ara sıra kaçamak yapmaya çalışıp Serkanla her defasında da yakalanmışlardı Elifçiğe.. Gizli gizli yedikleri Rasim amcanın dondurmaları bulaşınca ağızlarının kenarlarına minik yüreğin ince , ruhu okşayan ağlamaklı ve sitem dolu sesiyle boyunlarını bükmüşlerdi “dondurma yemişsiniz bensiz, hani benim dondurmaammm?? Küstüm ben size konuşmuyorum artık
” sonrasında yine bir çaba Elifle barışmak yine gülümsetmek için Onu. “ ah be nazlı kız hiç de kıyamazdın bize bir gülerdin dünyanın bütün çocuklarına yeterdi tebessümün” diye iç çekti Çağdaş, yollar kayıp giderken ayaklarının altından . Biraz ileride gözleri kaldırım taşlarının arasına takılı kalmıştı;
Minik sarı çiçeklere…Her sabah toplayıp Elif’e verdiği sarı çiçekler…Sarı saçlarına ne de yakışırdılar..
Ne güzeldi her şey ne kadar masumdular ne çok çocuktular ve ne çoktular…
Çok koşturdular çok yaralandılar ama şen kahkâhalarla küçük yüreklerinde kocaman sevgilerle büyüdüler..
Büyüdükçe yolları ayrıldı.. büyüdükçe çıkmak zorunda kaldılar çoğul şahıs kalıplarından…
El ele değillerdi belki şimdi ama gönülden gönüle yollar döşemiştiler uzayıp giden…
Bir zamanlar fezayı çığlıklarla kahkahalarla sevgiyle inançla umutla inleten çocuklar ayrı ayrı yerlerde ama hep aynı şarkıyı söyleyip durdular..
Elinde sarı çiçekleri, omzunda Serkan’ın dost eli, kulağında Elifçiğin şen kahkası ve aklında gülen gözleri, yüreğinde giderek artan sevgisiyle, süzülen bir damla yaşıyla, tebessümüyle söylüyordu şimdi şarkılarını tıpkı eskiden olduğu gibi… Tek beden ama Üç can yürekle..
Bak işte yaklaşıyor fırtına
Bak yine yükseliyor dalgalar
Yollardan sonra yıllardan sonra
Şarkılar söylüyor çocuklar
Yollardan sonra yıllardan sonra
Yeniden yanyana onlar
Ne geçmiş tükendi ne yarınlar
Hayat yeniler bizleri
Geçsede yolumuz bozkırlardan
Denizlere çıkar sokaklar
***
+ şarkı yeni türkünün fırtına isimli parçası..hikayeme ilham kaynağı oldu :)
+ cuma günü akşamı bahar şenlikleri sebebiyle "Yeni Türküyü" ağırlıyoruz okulda :)
+ çok severim kendilerini e gidilecek muhakkak ;) gelmek isteyenleri adü merkez
kampüsüne bekleriz efendim:)